Şirketlerde En Pahalı Hukuki Hatalar, Fark Edilmeyenlerdir
05.02.2026Şirketlerde En Pahalı Hukuki Hatalar, Fark Edilmeyenlerdir
Şirketlerin hukuki sorunları çoğu zaman beklenmedik değildir; yalnızca geç fark edilir. Bir gün işçi davası gelir, başka bir gün yetkisiz atılmış bir imza önünüze konur, bazen de aile şirketlerinde “nasıl olsa konuşuruz” denilen meseleler ortaklık krizine dönüşür. Dışarıdan bakıldığında her biri ayrı problem gibi görünür. Oysa çoğunun kaynağı aynıdır: hukuki zeminin en baştan sağlıklı kurulmaması.
Sorun şurada başlar: Bu dosyaların hiçbiri sürpriz değildir; şirket fark ettiğinde ise artık çoğu zaman çok geçtir.
Şirket sahipleri genellikle hukuku dava ile özdeşleştirir. Bir sorun çıkarsa dava açılır, savunma yapılır, süreç yönetilir. Bu refleks anlaşılabilir; ancak pahalıdır. Çünkü hukuk, yalnızca ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmek için değil, o uyuşmazlıkların hiç doğmaması için vardır. Ne var ki bu fark, çoğu zaman ilk ciddi dosyayla karşılaştıktan sonra anlaşılır.
Şirketlerde risk genellikle “şimdilik sorun olmuyor” denilen alanlarda büyür. Yazılı olmayan yetkiler, netleştirilmeyen görev tanımları, ertelenen prosedürler… Günlük işleyişte pratik görünen bu tercihler, ileride ciddi maliyetler doğurur.
Hukuk alışkanlıklarla değil, sonuçlarla ilgilenir.
“Bizde hep böyleydi” savunması, bir dosya açıldığında hukuki bir değer taşımaz.
Yetki meselesi bunun en tipik örneklerinden biridir. Birçok şirkette kimin neye imza atabileceği açıkça belirlenmemiştir; herkes “aşağı yukarı” bilir. İşler hızlı yürüsün diye bu belirsizlik tolere edilir. Oysa bu belirsizlik, bir gün şirketi hiç hesaplamadığı bir borcun altına sokabilir. Örneğin muhasebe işleriyle ilgilenen bir çalışan, “zaten hep o yapıyordu” düşüncesiyle imza yetkisi olmadan bir sözleşmeye taraf olur. Aylar sonra şirket, varlığından dahi haberdar olmadığı bir borcun muhatabı hâline gelir. O noktada niyet değil, imza konuşur.
İşçi-işveren ilişkileri ise görünmeyen hukuki risklerin en sık davaya dönüştüğü alandır. Fazla mesai yapılır ama düzenli kayda bağlanmaz. İzinler fiilen kullandırılır ama belgelerde eksik kalır. Ücretler zaman zaman elden ödenir, kimse ses çıkarmaz. Çalışma ilişkisi devam ettiği sürece bu durum sorun yaratmaz. İşten çıkış anı geldiğinde ise yıllardır önemsenmeyen her detay dava dosyasının parçası hâline gelir. Bu nedenle işçi davaları çoğu zaman kötü niyetten değil, eksik sistemden doğar. Sistem kurulmadığında, iyi niyet şirketi kurtarmaz.
Aile şirketlerinde tablo daha da tanıdıktır. Ortaklar birbirine güvenir, ilişkiler sözlü ilerler, yazılı düzenlemeler ertelenir. “Nasıl olsa konuşuruz” denilen her mesele, ilk ciddi anlaşmazlıkta çözümsüzlüğe dönüşür. O gün, geçmişte yazıya dökülmeyen her karar sorun olur. Hukuk, akrabalığı değil; kim, ne zaman, neyi imzaladıysa onu tanır.
Yetki, işçi ilişkileri ve ortaklık yapılarında görülen bu ortak zemin, iş kazaları söz konusu olduğunda çok daha ağır sonuçlar doğurur. İş kazaları çoğu zaman “olmaz” denilen ihtimaller üzerinden gelir. Gerekli önlemler alınmamıştır; çünkü bugüne kadar bir şey yaşanmamıştır.
Oysa hukuki sorumluluk, geçmişte yaşananlara göre değil; yaşanabilecek olanlara göre değerlendirilir.
Bir gün kaza meydana geldiğinde, o güne kadar ertelenen ya da eksik bırakılan her prosedür dosyanın merkezine yerleşir. Bu aşamada iyi niyetin, alışkanlıkların ya da “bugüne kadar böyle gelmiş olmanın” hukuki bir karşılığı kalmaz.
Bünyesinde avukat bulunan şirketler açısından bu yapı ayrıca önemlidir. Bünyedeki avukat, şirketin iç işleyişine hâkimdir; günlük hukuki akışı yönetir, süreçlerin sürekliliğini sağlar ve şirketin reflekslerini içeriden şekillendirir. Bu rol, şirketin hukuki hafızasının oluşmasında vazgeçilmezdir. İş hukukunda risklerin önemli bir bölümü ise tekil dosyalardan değil, benzer uygulamaların farklı şirketlerde nasıl sonuçlar doğurduğunun karşılaştırılmasıyla görünür hâle gelir. Dışarıdan sağlanan danışmanlık bu noktada bünyedeki yapıya alternatif değil, onu tamamlayan bir perspektif sunar. Aynı sorunların başka şirketlerde hangi aşamada dava konusu olduğunu görmek, henüz sorun çıkmadan önlem alma imkânı yaratır. Şirketi gerçekten güçlü kılan da bu iki bakış açısının dengeli biçimde birlikte çalışmasıdır.
Şirketler hukuki danışmanlığı bir masraf kalemi olarak gördüğünde, genellikle yanlış yerde tasarruf eder. Avukata ödenmeyen bedel, çoğu zaman tazminat, ceza ya da itibar kaybı olarak geri döner. Görünmeyen hatalar pahalıdır; çünkü fark edildiklerinde artık telafi imkânı büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Hukuki risklerin maliyeti, çoğu zaman ortaya çıktıkları anda değil, ortaya çıkmadan önce anlaşılır.
Bu nedenle güçlü şirketler, hukuku yalnızca sonuçları yönetmek için değil, sonuç doğuran nedenleri ortadan kaldırmak için kullanır. Hukuki danışmanlık, kriz anlarında devreye giren bir masraf kalemi değil; kriz ihtimalini baştan azaltan bir güvenlik mekanizmasıdır. Davalar kazanılabilir; ancak sistem yoksa aynı dosyalar tekrar tekrar gelir.
Şirketleri ayakta tutan çoğu zaman kazanılan davalar değil, hiç açılmayan dosyalardır.
Avukat & Hukuk Müşaviri

